ResimLink - Resim Yükle
ResimLink - Resim Yükle
haber90net

haber90net

26 Mayıs 2024 Pazar

Freiburg’da Sürdürülebilir Yaşamın Temelleri Nasıl Atıldı?

Freiburg’da Sürdürülebilir Yaşamın Temelleri Nasıl Atıldı?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Almanya’nın güneybatısında yer alan Freiburg, sürdürülebilirlik ve çevre dostu yaşam konularında dünya çapında örnek gösterilen bir şehir. Bu başarının ardında, yıllar süren kararlı çalışmalar, toplumun geniş katılımı ve yenilikçi politikalar yatıyor. Peki, Freiburg’da sürdürülebilir yaşamın temelleri nasıl atıldı?

Tarihsel Arka Plan ve İlk Adımlar;

Freiburg’un sürdürülebilirlik yolculuğu, 1970’li yıllarda başlamıştır. Bu dönemde, şehir sakinlerinin ve yerel yönetimlerin, çevresel sorunlara yönelik bilinçli adımlar atma gerekliliğini fark etmeleri önemli bir rol oynamıştır. Özellikle, 1975 yılında Wyhl’da bir nükleer santral kurulması planlarına karşı çıkan büyük halk hareketi, çevre bilincinin toplumsal tabanda kök salmasına yardımcı olmuştur.

Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği;
Freiburg, güneş enerjisi kullanımı konusunda öncü şehirlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Şehirde bulunan Fraunhofer Güneş Enerjisi Sistemleri Enstitüsü (ISE), dünyanın en büyük güneş enerjisi araştırma enstitülerinden biridir. Freiburg, sadece araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde değil, aynı zamanda pratik uygulamalarda da önemli adımlar atmıştır. Şehirde, kamu binalarından konutlara kadar geniş bir yelpazede güneş panelleri kullanımı yaygındır. Ayrıca, enerji verimliliği yüksek binalar ve pasif evler de Freiburg’un sürdürülebilir yaşam stratejilerinin önemli bir parçasıdır.

Ulaşım ve Şehir Planlaması;
Freiburg’da sürdürülebilir yaşamın temellerinden biri de ulaşım politikalarıdır. Şehirde, araba kullanımını azaltmak ve toplu taşıma, bisiklet ve yaya yollarını teşvik etmek amacıyla çeşitli önlemler alınmıştır. Geniş bisiklet yolları ağı, güvenli bisiklet park yerleri ve yayalara öncelik tanıyan yollar, Freiburg’un sürdürülebilir ulaşım anlayışını yansıtır. Toplu taşıma sistemleri de oldukça gelişmiş olup, şehrin her noktasına kolayca ulaşım imkanı sunar.

Katılımcı Yönetim ve Eğitim;
Freiburg’un sürdürülebilirlik başarısının arkasında, toplumsal katılım ve bilinçli eğitim politikaları bulunmaktadır. Şehir yönetimi, çevresel politikaların belirlenmesinde halkın katılımını teşvik eder. Ayrıca, okullarda ve çeşitli eğitim kurumlarında çevre bilinci ve sürdürülebilirlik konularında eğitimler verilerek, gelecek nesillerin de bu bilinçle yetişmesi sağlanmaktadır.

Yeşil Alanlar ve Biyoçeşitlilik
Şehirde, yeşil alanların korunması ve biyoçeşitliliğin artırılması konusunda ciddi çalışmalar yürütülmektedir. Freiburg, geniş parkları, doğal koruma alanları ve kentsel tarım projeleri ile dikkat çeker. Şehir içinde ve çevresinde organik tarım uygulamaları yaygın olup, yerel üreticiler desteklenmektedir.

Freiburg, sürdürülebilir yaşamın temellerini sağlam bir şekilde atmış ve bu alanda dünya çapında örnek alınacak bir şehir haline gelmiştir. Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, sürdürülebilir ulaşım, toplumsal katılım ve çevre dostu şehir planlaması gibi alanlarda attığı adımlar, diğer şehirler için ilham kaynağı olmuştur. Freiburg’un başarı hikayesi, kararlı bir vizyon, toplumun geniş katılımı ve sürdürülebilirlik odaklı politikaların ne kadar etkili olabileceğini gözler önüne sermektedir.

Devamını Oku

BUSE AYDINLATMA

BUSE AYDINLATMA
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Buse Aydınlatma, 1992 yılında iç mekan aydınlatma ve dış mekan aydınlatma sistemleri, klasik ve modern avizeler, lambaderler, aplikler, masa lambaları, bahçe aydınlatmaları, sokak aydınlatmaları, döküm çeşmeler, aydınlatma direkleri, aydınlatma armatürleri gibi ürünlerin, aksesuar ve ekipmanlarının ithalat ve ihracata uygun olarak üretimini yapmak amacıyla kurulmuştur.

Buse Aydınlatma, standart üretiminin dışında, isteğe bağlı olarak özel değişik model ve şekillerde de üretim yapmaktadır. Müşteri isteklerine öncelik veren bir politikanın sonucunda, firma her türlü servis ve ürün garantisini müşterilerimize gerek satış ve gerekse satış sonrası süreçte vermektedir. Firma yönetimimiz ve personeli geçmiş yıllarda olduğu gibi gelecekte de sizlere daha iyi hizmet verebilmek için canla başla çalışacaktır Buse Aydınlatma ve estetiğin yetenekli ellerde sevgiyle bir araya geldiği doğru adres.

Buse Aydınlatmanın prensipleri;
* Kalite
* Teknolojik Gelişim
* Ürün Çeşitliliği
* Zamanında Teslim
* Uygun Fiyat
* Güvenilirlik

Çalışma hayatı uzun yıllara dayanan Buse Aydınlatma, dün olduğu gibi yarınlara da kaliteli, güvenilir hizmet vermeye ve siz değerli müşterilerimizi memnun etmeye devam edecektir.

Devamını Oku

Çevre mühendisleri: İstanbul’da 31 ekolojik yıkım projesi var

Çevre mühendisleri: İstanbul’da 31 ekolojik yıkım projesi var
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, 5 Haziran 2023 Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası dolayısıyla hazırladığı ‘2023 İstanbul Çevre Durumu Raporu’nu açıkladı. Raporda, Yale Üniversitesi tarafından yayınlanan 2022 yılı verilerine göre, Türkiye, Çevresel Performans Endeksi’nde, 180 ülke arasında 172’nci, Ekosistem Canlılığı’nda 176’ncı ve İklim Değişikliği Azaltılması’nda 166’ncı sırada yer aldığı hatırlatıldı. Raporda, 10 yıllık değişim trendinin de olumsuz yönde devam ettiği vurgulandı.“BARAJLARDA SU SEVİYELERİ AZALDI”Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Sekreteri Zeynep Karamanlı, İstanbul’da başlatılan ve bir kısmı tamamlanan mega projelerin kentin ekolojik sistemde tahribata yol açtığını vurgularken raporla ortaya konan bulgulara ilişkin özetle şunları söyledi:* “2023 yılında Melen su sisteminden yaklaşık 300 milyon metreküp, Yeşilçay Regülatörü’nden 54 milyon metreküp su temin edilirken, yağışsız geçen aylarda kent içi barajlarda su seviyeleri azalmıştır. 2023 yılı başından itibaren günlük su ihtiyacının neredeyse tamamı Melen ve Yeşilçay su sisteminden sağlanmakta olup bu miktar 352 milyon metreküp mertebesindedir, yani 2022 yılının tamamında kente iletilen su miktarından daha yüksek miktardadır.“İSKİ’NİN TÜKETTİĞİ ELEKTRİK ENERJİSİNİN YÜZDE 75’İ SU ARITMA TESİSLERİNDE KULLANILIYOR”* İSKİ tarafından tüketilen elektrik enerjisinin yaklaşık yüzde 75’lik kısmı (1 milyar 159 milyon 574 bin 811 kw/yıl) içme suyu tesislerinde (ham su, arıtma tesisleri ve temiz su terfileri) kullanılmaktadır. Kente uzak havzalardan su temini, enerji tüketimini dolayı ile maliyeti artırmaktadır. Kent içi havzaların yapılaşmaya açılması, İstanbul’u başka kentlerin su havzalarına muhtaç hale getirdiği gibi yaşam hakkı, suyun yüksek maliyeti, kent halkına yüklenmektedir. Melen Barajı’ndaki gecikme ise kentin su riskini dahada arttırmaktadır.“İNSAN VE ÇEVRE SAĞLIĞINI TEHDİT ETMEKTEDİR”* 2022 yılı verileri ile İstanbul; Kömürcüoda Düzenli Depolama Sahası’nda 2,1 milyon ton Seymen Düzenli Depolama Sahası’nda 2,1 milyon ton, Odayeri Düzenli Depolama Sahası’nda 371 bin ton depolanmıştır. Kent içinde toplanan 4,5 ton evsel nitelikli katı atık, ortalama 65-70 km yol kat ederek depolama sahasına iletilmektedir, bu durum maliyeti yükselttiği gibi yakıt tüketiminden kaynaklanan kirleticiler de insan ve çevre sağlığını tehdit etmektedir. İstanbul’da 2022 yılında 31 bin 441 ton tıbbi atık toplanmıştır. Kompost Üretim Tesisi’nde 14 bin 971 ton kompost üretimi gerçekleştirilmiştir.“İSTANBUL’DA ARAZİ YÖNETİMİNE İHTİYAÇ VAR”* Toprak kaynaklı çevre kirliliğinin önlenmesi, insan sağlığına olası zararlarının önüne geçilmesi, çölleşmenin önlenmesi ve tarım alanlarının sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi için toprağın rehabilitasyonu ve sürdürülebilirliği ile arazi yönetimine ihtiyaç bulunmaktadır. İstanbul’da çevre sorunları sıralaması yapıldığında su kirlenmesi birinci sırada yer alırken, toprak kirliliği altıncı sırada yer almaktadır. İstanbul’da sanayinin yoğun olduğu Organize Sanayi Bölgeleri dahil birçok tesis ve fabrika toprak kirliliği açısından faaliyet gereği potansiyel şüpheli saha durumundadır. Ayrıca Organize Sanayi Bölgeleri’nde işletmelerin iç içe olması kirlenen toprağın komşu işletmelere taşınması olasılığını artırmaktadır. 2020 yılında yapılan denetimlerde şüpheli saha denetimi sayısı 129, 2021 yılında ise 113’tür.“İSTANBUL’UN HAVA KALİTESİ İÇİN BİR ÇALIŞMA YAPILMAMIŞ”* 2022 yılında İstanbul hava kalitesinin iyileştirilmesi yönünde çalışmaların yapılmadığı anlaşılmaktadır. İstanbul’daki mevcut hava kirliliğini tanımlayacak pek çok parametreye ait veriler bulunmamaktadır. Yorum yapacak yeterli veriye sahip olamasak da en genel anlamı ile eldeki ölçümler İstanbul’da sağlıklı bir yaşam için solunamayacak bir havanın var olduğunu göstermektedir.“GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ PLANSIZ KENTLEŞMENİN GETİRDİĞİ ÖNEMLİ SORUNLARDAN BİRİ”* İstanbul’da gürültü ölçümleri verileri incelendiğinde nüfusunun önemli bir kısmının endüstri ve ulaşımdan kaynaklanan gürültü kirliliğinin baskısı altında yaşadığı anlaşılmaktadır. Özellikle son yıllarda artan inşaat çalışmalarından kaynaklanan gürültü kentin hemen her noktasında kendisini göstermektedir. Gürültü kirliliği, plansız kentleşmenin getirmiş olduğu sorunların en önemli sonuçlarından birisi olarak ortaya çıkmaktadır. Başta İstanbul olmak üzere ülkenin büyük şehirleri kontrolsüz göç almış, bu durum plansız kentleşmeye yol açmıştır.“MEGA PROJELERİN ETKİSİ ALTINDA EKOLOJİK TAHRİBAT MEYDANA GELDİ”* İstanbul’da 2013 yılından itibaren 3. Köprü, Kuzey Marmara Oto Yolu, 3. Havalimanı gibi kamu-özel iş birliği adı altında 31 adet ekolojik yıkım projesine başlandı. Bu projelerin bir kısmı tamamlandı, bir kısmı ise yenileri ilave edilerek devam etmektedir. Kentin su havzalarında, ormanlarında denizlerinde mega projelerin etkisi altında ekolojik tahribat meydana gelmiş, bir kısmı geri dönüşü olmayan yıkıma uğramıştır. Kentin son yaşam alanlarının korunması için bu yıkım projelerinden vazgeçilmelidir.İSTANBUL DEPREMİNDE ALTYAPI YÖNETİMLERİNİN PLANLANMASI* Türkiye’nin 11 ilinde meydana gelen 13 milyondan fazla insanın hayatını etkileyen 6 Şubat 2023 tarihli 7,7 büyüklüğündeki Pazarcık ve 7,6 büyüklüğündeki Elbistan depremleri altyapı yönetiminin önemini ortaya çıkarmıştır. Olası İstanbul depreminde yaklaşık 90 bin konutun yıkılacağı ve oluşacak atık miktarının 50-100 milyon ton arasında olması beklenmektedir, bu atıkların bertarafı için ise 30-50 milyon metreküp boyutunda depolama sahasına ihtiyaç duyulacaktır“DEPREM PLANLAMASI YAPILMALI”* İstanbul’da meydana gelecek olası bir depremin, en az can kaybı ile afete dönüşmeden yönetilmesi bilimsel teknik planlamalar ile mümkündür. Afet yönetmeliklerinde belirtilenler ve dünyadaki diğer ülke deneyimleri de dikkat alınarak kamu yönetimleri tarafından deprem planlaması yapılmalıdır.” ANKAİlginizi ÇekebilirAKP’li belediye mega projeye ihale yapılmadan temel atıldığını itiraf ettiİlginizi ÇekebilirTrabzon’da AKP’nin ‘mega projesi’ yine yalan oldu! Günün Trend Videosu Daha fazla göster

Devamını Oku

Tehlike büyüyor! Marmara ve Karadeniz için uyarı

Tehlike büyüyor! Marmara ve Karadeniz için uyarı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, 1984’ten itibaren düzenli olarak Türkiye’yi çevreleyen denizlerdeki sıcaklık değerlerini ölçüyor.Yaptıkları ölçümlerde elde ettikleri verileri değerlendiren enstitünün müdürü Salihoğlu, son 60 yılda dünyada deniz suyu sıcaklıklarının atmosferdeki ısınmaya paralel seyrettiğini, atmosferde yaklaşık 1,1 derece bir ısınmaya karşılık denizlerde 1 derece civarında bir sıcaklık artışı olduğunu belirtti.Dünya genelindeki bu ortalamaya karşılık Türkiye kıyılarında ısınmanın 2 derece seviyesini geçtiğine dikkati çeken Salihoğlu, “Türkiye’yi çevreleyen denizlerin kendilerine özgü yapıları dolayısıyla çok büyük farklılıklar gösterdiğini görüyoruz. Karadeniz’in doğusunda deniz suyu sıcaklığı 2,5 derece artarken batıya doğru geldikçe bu rakam 1,5 dereceye düşüyor. Karadeniz’deki ortalama deniz suyu sıcaklığı ise 2 derece.” dediOrta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış SalihoğluSalihoğlu, bu ısınmanın Karadeniz’e etkileri hakkında şunları söyledi:*Denizin kendine özgü bazı özelliklerinin kaybolduğunu görüyoruz. Çalışmalarımızda soğuk ara tabakanın tamamen ortadan kaybolduğunu gözlemledik.*Bununla beraber dipteki oksijensiz suların yüzeye yaklaşarak Karadeniz için ciddi riskler ortaya çıkarmış durumda. Karadeniz’in Türkiye kıyıları bu olumsuzluktan daha fazla etkileniyor.*Özellikle Doğu Karadeniz’e, Sinop’un doğusuna gittiğimizde tüm denizlerimizdeki en ciddi sıcaklık artışının olduğunu görüyoruz. Batı Karadeniz Tuna Nehri’nin soğutucu etkisiyle daha az sıcaklık artışına maruz kalmış.MARMARA DENİZİ’NDE ENDÜSTRİ FAKTÖRÜMarmara Denizi’ndeki sıcaklık artığının 2 dereceye yakın olduğunu ve bu artışın tek başına iklim değişikliği ile açıklanamayacağını kaydeden Salihoğlu, “Kıyısal bölgelerde endüstrinin de etkisi olduğunu gözlemledik. Bunun etkilerinin ne boyutta olduğunu Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile yaptığımız proje ile ortaya koymaya çalışıyoruz. Marmara’da çok ciddi bir endüstriyel faaliyet var, yaptığımız çalışmalarda nehirler kadar bir soğutma suyu debisi olduğunu ve kapalı bir deniz olduğu için koylarını çok etkilediğini gördük. Karadeniz’de bunu görmek mümkün değil, bu Marmara’ya özgü.” ifadelerini kullandı.Akdeniz’deki sıcaklık artışlarında bölgesel olarak değişiklikler gözlemlediklerini, Mersin ve İskenderun körfezlerinde sıcaklık artışı 2 dereceye yaklaşırken Antalya Körfezi ile Fethiye’de 1,5 dereceye yakın artışlar olduğunu aktaran Salihoğlu, Atlantik’ten giren suyun batı kıyılardaki ısınmayı engellediğini işaret etti.Yapısı itibarıyla deniz suyundaki sıcaklık artışından aynı derecede etkilenmeyen Ege Denizi’nde ısınmanın 0,5 ila 1 derecede kaldığını vurgulayan Salihoğlu, “Buradaki derin soğuk suyun, rüzgarla birlikte sürekli yüzeye çıkacak şekilde bir dolaşım mekanizması var. Böyle olunca iklim değişikliğinin kıyıdaki etkilerini çok fazla görmek mümkün olmuyor. Daha temiz ve soğuk bir deniz.” değerlendirmesini yaptı.SICAKLIK ARTIŞININ ETKİLERİ…Sıcaklık artışının denizlerde her şeyden önce bir tabakalaşmaya yol açtığını anlatan Salihoğlu, şöyle devam etti:*Yüzey sularının derin sulara karışmasını engelliyor, Marmara’da bunu görüyoruz.*Zaten burası iki tabakalı bir sistem, bu da tabakalaşmanın daha fazla artmasına sebep oluyor. Böyle olunca yüzeydeki oksijenli suların derinlere karışması zayıflamış oluyor.*Zaten Marmara 25 metrenin altında oksijenli canlı yaşamına uygun değil, oksijen seviyeleri kirlilikten dolayı çok düşmüş, durumu giderek kötüleşiyor.*Biyoçeşitlilik kaybı olarak da tabii ortaya çıkıyor, bu durumda müsilaj oluşumu yönünde riskler daha fazla artmış oluyor.*Alg patlamaları, suyun kalitesindeki düşüş hatta Marmara’nın akıntı sistemlerinde döngülerin değişimine kadar bunun etkisi var.*Karadeniz’de döngü baştan sona değişmekte, Akdeniz’de kıyılardaki yoğun kirlilik baskısıyla bunun birleşmesi sonucu alg patlamaları, yüzme suyu kalitesinde düşüş, İskenderun ve Mersin körfezleri ile Fethiye’de oksijen seviyelerinde düşüşler görmeye başlıyoruz.Yaptığımız modelleme çalışmalarında artan sıcaklıkların Marmara içindeki farklı girdap ve akıntı sistemlerini zayıflattığını gördük, bunun da ekosisteme ciddi etkileri oluyor.Kızıldeniz’den gelen istilacı türlerin denizlerdeki bu ısınmadan çok fazla faydalanarak kendilerine yaşamaya elverişli alanlar bulduğuna değinen Salihoğlu, “Buradaki ekosistemi baştan sona değiştirdiler, artık Mersin Körfezi’ndeki balık türlerinin yarısından fazlası istilacı türlerden oluşuyor. Tüm biyoçeşitlilik Akdeniz’de ciddi manada etkilenmiş durumda ve bu istilacı türler giderek Ege’ye, Marmara’ya doğru yayılmakta.” diye konuştu.Salihoğlu, ısınmanın yol açtığı diğer olumsuzlukları, denizlerin kendilerini onaramaması, kirliliğin artması, üretkenliğin azalması ve denizlerin karbon tutma kapasitelerinin düşmesi şeklinde sıraladı.ÇÖZÜM ÖNERİLERİHükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) raporuna göre atmosferde yüz yılın sonuna kadar 4-7 derece artış olacağını, bunun denizler için felaket senaryosu anlamına geldiğini dile getiren Salihoğlu, “Atmosferdeki sıcaklık artışının denize yansımasının ne olacağını şu anda çok bilmiyoruz ama tahmin etmek zor değil. Bu, denizlerin bütün döngüleri alt üst olması demek, su seviyelerinin 2050’ye kadar yarım metreden fazla yükselmesi ve bütün kıyıları etkilemesi demek. Globaldeki denizlerde körfez akıntısı gibi akıntıların duracağı öngörülüyor, bu da bütün iklim sisteminin, bütün hava durumunun değişmesi demek.” dedi.Alınması gereken tedbirlerin öneminden bahseden Salihoğlu sözlerini şöyle tamamladı:*İklim değişikliğine karşı önlemler kısa vadede doğrudan denizlere yansımayacak, uzun vadeli zararların çok yıkıcı olacağını öngördüğümüz için bir an önce bunu durdurmamız lazım.*Bunun yolu da karbondioksit emisyonlarını sıfırlamaktan geçiyor, sıfırlarsak deniz ekosistemlerinin 2050’lerden sonra artık kendini toparlamış olabileceğini öngörüyoruz.*Deniz avcılığını kademeli olarak durdurmamız lazım çünkü bütün ekosistemi, biyoçeşitliliği etkiliyor.*Bir an önce bitkisel proteinlere, alternatif protein kaynaklarına yönelmemiz, endüstriden, tarımdan, şehir deşarjlarından kaynaklanan kirliliği hızla sıfırlamamız, tek kullanımlık plastikleri bir an önce hayatımızdan çıkarmamız gerekiyor. (AA)İlginizi ÇekebilirBilimsel araştırma: Taraklı denizanaları tüm canlıların ortak atası olabilir Günün Trend Videosu Daha fazla göster Antalya Balık canlı Dünya iklim değişikliği karbon Mersin müsilaj ODTÜ Orta Doğu Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sinop Türkiye yüzme

Devamını Oku

Türkiye’den Yunanistan’ın deniz yetki alanlarını 12 mile çıkarma planına büyük tepki

Türkiye’den Yunanistan’ın deniz yetki alanlarını 12 mile çıkarma planına büyük tepki
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yunanistan’ın çok okunan gazetelerinden Ta Nea, geçtiğimiz günlerde Atina hükümetinin Ankara’yı kızdıracak bir hamle hazırlığı içerisinde olduğunu yazdı. Gazete, gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde Yunanistan’ın Girit’in bazı yönlerden deniz yetki alanlarını 12 mile çıkarmaya hazırlandığını iddia etti.BAKAN ÇAVUŞOĞLU: ASLA İZİN VERMEYİZYıl sonu değerlendirme toplantısında Yunan basınında yer alan haberlere ilişkin değerlendirmede bulunan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Girit’in çevresinde kara sularının 12 mile çıkarılacağına dair haberler var. Bizim bu konudaki tutumumuz net. Değil 12, Ege’de 1 mil dahi kara suyu genişlemesine izin vermeyiz. Meclis’imizin bu konuda 1995’de aldığı karar nettir ve halen geçerlidir” dedi.”LİBYA’DA TÜRKİYE’NİN ROLÜNÜ OYNAYABİLECEK BAŞKA BİR AKTÖR YOK”Çavuşoğlu, Doğu Akdeniz ve Ege Denizi’ndeki gelişmelere ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “Libya’da 2019’dan bu yana ortaya koyduğumuz iradenin somut sonuçlarını almaya devam ettik. Libya’da, Türkiye’nin rolünü oynayabilecek başka bir aktör yok. Ekimdeki ziyaretimizde imzaladığımız Hidrokarbonlar Mutabakat Muhtırası önemli bir kazanım oldu. Libya’nın tüm kesimlerinin 2019 ‘Deniz Yetki Alanları Mutabakat Muhtırası’na sahip çıkması önemlidir.”MİÇOTAKİS’İN KAMPANYASI NEDENİYLE DİYALOĞU ASKIYA ALDIK”Ege ve Doğu Akdeniz’de hak ve çıkarlarımızı korumaya devam ediyoruz. Milli Savunma Bakanlığı’mız sahada, biz de diplomasi mecrasında haklarımızı kayda geçiriyoruz. Yunanistan’la yılın başında diyalog kanallarını işletmeye çalıştık. İstişari görüşmelerin 64’üncüsünü şubat ayında gerçekleştirdik. Ancak daha sonra Miçotakis’in Türkiye aleyhine kampanya başlatması, Ege’deki tahrikler, soykırım iddiaları ve Batı Trakya Türklerine baskılar nedeniyle diyaloğu askıya aldık.”BİZE VERDİKLERİ MEKTUPLAR SİYASİ İÇERİKLİYDİ”Yunanistan’ın gayriaskeri statüdeki adalarda yaptığı ihlaller konusunda BM’ye 2021’de 2 mektup vermiştik. Yunanistan’ın Lozan ve Paris antlaşmalarından kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde, egemenlik haklarını ülkemize karşı öne süremeyeceğini kayda geçirdik. Yunanistan’ın bize cevaben verdiği mektuplar siyasi içerikliydi. Her seferinde, uzmanlarla birlikte hazırladığımız hukuki karşı argümanlarımızı kayda geçirdik. Yunanistan’ın 2’nci mektubuna cevaben, eylül ayında 3’üncü mektubumuzu BM’ye ilettik.”SONU SİZİN İÇİN HİÇ İYİ OLMAZ”Son günlerde, Yunan basınında özellikle Girit’in çevresinde kara sularının 12 mile çıkarılacağına dair haberler var. Bizim bu konudaki tutumumuz net. Değil 12, Ege’de 1 mil dahi kara suyu genişlemesine izin vermeyiz. Meclis’imizin bu konuda 1995’de aldığı karar nettir ve halen geçerlidir. Yunanistan’ı bir kez daha uyarıyoruz. Arkana almaya çalıştıklarına güvenerek, sahte kahramanlık peşinde koşma. Maceraya atılma. Sonu sizin için hiç iyi olmaz. KKTC konusunda 2 devletli çözüm politikamız güçlü şekilde devam etti. KKTC, yıl içinde 2 devletin işbirliğini temel alan önerilerde bulundu. KKTC’nin Türk Devletler Teşkilatı’na (TDT) gözlemci üye olması tarihi bir kazanım oldu. Bu tabi Rum-Yunan ikilisini çıldırttı.”Kaynak: Demirören Haber Ajansı / Güncel Mevlüt Çavuşoğlu Yunanistan Ege Politika Güncel Haberler

Devamını Oku